top of page
Öğretilemeyen Şeyler: Duyuların Etimolojisi | Pelin Özer
I. Duyuların etimolojisi diye bir tamlama hiç çağrılmamışken pat diye gelip buldu beni. Nasıl berrak, hevesli, kendinden emin. Kurßuldu başköşeye. Yüz vermeyişin beni ırgalamaz, senin meselen; hiiiiç boşuna uğraşma, gitmeye niyetim yok diyen sesini duyar gibiydim. Halen de kulağımda. İster istemez düşünmeye başladığımda onun zihnime dolanmakla kalmayıp adeta beni kuşak gibi sardığını da duyumsamıştım. Keskin bir ültimatomdu sanki, kaçmak mümkün değildi. Moleküllerime yerleşt
Mar 294 min read
Öğretilemeyen Şeyler: BağHane| Pelin Özer
I. Hayat bana aralarındaki sahici Bağ’ı yürekten duyumsatacak bir hediye vermeseydi doğrusu kimseyi Bağ-Hane-Bahane-BağHane sözcükleri üzerine düşünmeye davet etmek istemezdim. En azından bu çağımda kendimden böyle şeyler beklemeyeceğimi sanırdım. Neden mi?: En başta, basitçe; kolaycı kelime oyunlarının, kestirme söz sihirbazlıklarının tük(r)etilmişliğinden dem vurulmasın diye artık. Çok çektik bundan demek için. Ne de olsa tük(r)etilmiş sözcükler sahicilikleri umursanmadan b
Mar 293 min read
Öğretilemeyen Şeyler: Tek Solukta 10 Cümle | Pelin Özer
I. Yaz başından bu yana kısa öyküler yazıyorum. 10 Cümlelik. Şimdilik devam edecekmiş gibi duruyor. Dün birkaç tanesi daha boyverdi. Sıra beklemeden sabırsızca söz almayı, sözü ele almayı bekliyorlar. Bekleyiş(lerin)in sesi var. II. Yıllar evveldi, ilk romanımı yazarken elim başka yazınsal türlerde de işliyordu. Aslında bütün bunlar bir bakıma çok muğlak. Kim kimi işliyor hiç bilinmez. Türlerin de bizi seçtiğine ve üzerimizde çalıştığına dair güçlü sezgilerim var. Neyse, o
Mar 293 min read
bottom of page
