top of page
Öğretilemeyen Şeyler: Çılgın | Pelin Özer
I. Kurgunun yönlendirmediği hayat diliminde aktif biçimde okuyup yazmakta olan gezginin başına gelenler apansız öylesine esinleyici bir hikâyeye dönüşür ki daha en başta kendisi olan bitene şaşar. Yaşadıklarını sakince yazı formunda ete kemiğe büründürmeye niyetlendiğinde ardı ardına varlığından bile habersiz olduğu bazı kapıları açacağını sezmiştir. Yüz vermese de kaçamamıştır bundan. Yine de düşünmeden edemez: O yoğunluğun nerelere varacağını kavraması, yaşadıklarını tadına
Mar 294 min read
Öğretilemeyen Şeyler: RomanYazım-(I) | Pelin Özer
I. Roman yazmanın tek tanımı yok. Olamaz. Mesele engin, uğraş sonsuz; katman-anlam-mesel beklenenden fazla. Roman genelde tek değil. Tekil, hiç. Yayımlansa da sona ermemesi bir yana, genelde hemen ardından gelmeye niyetlenmiş roman çekiştirdiğinden, yarı yol geçildiğinde el ayak başka türlü birbirine karışır. Beden bulmaya yaklaşmış; kendine içten içe işleyerek resmiyete hiç yanaşmayan bir tarih ile taklidi imkânsız biricik kimliğini örmüş. Görünmezliğinden soyunma hamleleri.
Mar 293 min read
Öğretilemeyen Şeyler: Aylak | Pelin Özer
I. Aylak sözcüğünü çok seviyorum. Aylaklığı ve oradan-ondan türeyenleri. Evet, kendisi hem mekân yaratır hem karakter. Daha ne yapsın. Üstelik zahmetsizce eyler. İşi bu olmadığından, daha doğrusu kimse ona iş buyuramayacağından, güç değil. Kimseye gölge etmez. Arketip değil o. Gövdelenmez; direnç geliştirmese de köklenmeye eyvallahı yoktur. Ona mektup yazılmaz, dallarına dilek bağlanmaz. Göndermesiz gönderen. İlle sınıflandırılsa sözlük karşıtı olurdu. Artık anlam. Kovulmuş
Mar 293 min read
bottom of page
